Untitled-123

Kim bu İmren Gürsoy?

 

 

Ben Kimim?

 

Belki uzun zamandır merak ettiğiniz bir soru, belki daha yeni tanışacağız, belki de tanışmamıza vesile olan bu yazı olacak, kim bilir..

 

Aslında bu tarz yazılardan pek haz etmem, zira karşımdakinin kimliği, yaşı, hayat görüşü, eğitim düzeyi beni çok ilgilendirmeyen bir kısım olsa da; yine de herkes gibi bende karşımdakini az biraz tanımak isterim.

Gelelim bana;

Kimdir bu ‘İmren Gürsoy’ ?

Hiç kimse. Sıradan bir insan.. Kimi için çok önemli, kimi için olmasa da olur bir insanım..

Ben 1989 yılı 5 Ocak’ ta; Tekirdağ Çorlu’ya bağlı Esenler Köyünde dünyaya gelmişim. Soğuk ve karlı bir gün belki de, annem tam hatırlamıyor. Benden önce 1, benden sonra da 2 olmak üzere 4 kız kardeşiz biz.

Kalabalık bir ailede büyüdüm, hayatımın en büyük değerlerinden biride budur.. Aile..

Kardeşlerimle yaşlarımız çok yakın, çoğu zaman aynı giysileri giyer, kalan son ekmeği 4 parçaya böler, aynı yatakları paylaşırdık..

Varlıklı bir aile değildik, 4 çocuk büyütmek kolay mı? Her zaman bayramlık bile alamazdık. Annem babam çalışır, en büyükler kardeşlerine bakar. Evi temizler, yemek yapardı.. Sorumluluklarla büyüdük anlayacağınız..

İlk eğitim yıllarım köyümüzde başladı. 89 yılının en başında doğduğumdan; bir sonraki sene geç olur diye düşünüp erken yazdırmış annem beni okula. Bu yüzden okul hayatım boyunca hep sınıfın en küçüğü oldum.

Köyde başlayan okul hayatım; Çorlu’ya taşınmamızla birlikte, Çorlu’da devam etti. Başarılı bir çocuktum. Hedeflerim her zaman büyüktü. Tertip ve düzeni taa o zamandan severdim. Defterlerimizin kenarı kıvrılsa kızardı zaten babam.

Çocukluğum sokaklarda geçti. Ödevlerimi yapar, kardeşlerim ve kuzenlerimle koşardık sokağa.. Uykumuz gelmeden de dönmezdik.

Öyle çok oyuncağım olmadı. Kendimiz kurardık oyunları.. 2 terlik, 1 top,  1 masa yeterdi mesela masa tenisi oynamaya.. Acıktık mı anneannem yapardı bir salçalı ekmek, yerdik sokakta.

Birkaç kez okul değiştirdim, hepsini ayrı sevdim. Çok güzel dostluklar kurdum. Hem çalışkan, hem de serseri bir okul hayatım oldu.

Lisede tercihimi geleceğin mesleği olacak dedikleri ‘ Bilgisayar Bölümü’nden yana kullandım. 3 yıllık lise hayatımın 2 senesi okulda bir tane bile bilgisayar olmadan, kâğıt üzerinde öğrendiklerimizle geçti. Anca son yıl gelmişti okulumuza bilgisayar…

Lise hayatım boyunca en yakın dostlarımla kurduğumuz grupta dans ettim. Gerçek hayalim bir dansçı olmaktı.. Ama öyle olmadı..

Üniversite yaklaştı. Kız çocuğunun okumak için uzaklara gitmesi tersti babama, ablam gibi geçiş yapıp Çorlu’da okumalıydım. Ama burada da benim bölümüm yoktu. Farklı bir şehirde okuyamazdım, hem kız hem de küçüktüm onun için. Öss sınavına girmeme izin vermedi. Çünkü girsem iyi biliyordu ki kazanacaktım. O zamanlar hayalim yani yapabileceğim meslek; okuduğum bölüm olan ‘Bilgisayar bölümü öğretmeni’ olmaktı, belki de ‘mühendis’ seçemiyordum. Zaten gerek de kalmamıştı, benim adıma kararlar verilmişti bende uymak zorundaydım.

Dipnot: Şuan babam izin vermediği için, bende onu dinlemeyip, karşıma alıp gitmediğim için pişmanım. Zira benden sonraki kız kardeşim İstanbul Marmara Üniversitesinde okudu. En küçüğü de okuyacak inşallah

Kırdım dizimi oturdum demiyorum çünkü tam da öyle olmadı.. Lise de staj yaptığım bilgisayarcıda iş hayatına ‘merhaba’ dedim. Birkaç yıl orada satışçı olarak toplama bilgisayar ve parçası sattıktan sonra işimi değiştirdim. Başka bir firmada çalışmaya başladım.. Hayatımın dönüm noktalarından biridir, çünkü eşimle de ilk orada tanıştım.

‘ -Günaydın Samet Bey, – İyi akşamlar Samet Bey’ ile başlayan sohbetimiz yıllar sonra katıldığımız bir latin dansları kursunda değişti.. Benim için yazılıp çizilmiş özel bir insandı.. Ben 18, o 25 yaşındaydı.. Aramızda 7 yaş vardı. İlk duyduğumda şok olmuştum, çünkü hiç yaşını göstermez. Birkaç yıl sonra evlenmek istedik. Evlenmek için hayal ettiğim yaş değildi ama hayal ettiğim adamdı..

Evet dedim..

Onunla tanıştığım andan sonra hayatımda çokça ‘iyi ki’ ler oluyordu çünkü..

4 yıl boyunca evliliğimin her anı dolu dolu geçti.. Araya bir de açık öğretimden ‘ İnsan Kaynakları Yönetimi’ sıkıştırdım. İş hayatım ise hep sürdü..

Evliliğimden 4 yıl sonra bir gün hamile olduğumu öğrendim. Gebeliğim boyunca iş hayatım devam etti.

2014 yılı, 1 Eylül günü geldi çattı ve ben hayatıma farklı bir ışık tutan biriyle tanıştım. Mete’ yi kucağıma aldığım saniye onu bir daha bırakmak istemediğime karar vermiştim…

Anne oldum.. Şu dünya da alıp alabileceğim en güzel vasıftı annelik..

Tahmin ediyorum ki birçoğunuzun beni tanıma hikâyesi tam burada başladı…

Oğlumu paylaştım, deneyimlerimi paylaştım, sevincimi, üzüntümü paylaştım..

Bu hayatımda bir ilk değildi aslında. Hayatımın her alanında paylaşmayı seven biri oldum. Derdimi paylaştım, mutluluğumu paylaştım, yemeğimi paylaştım, fikrimi paylaştım, bilgimi, bilgisizliğimi paylaştım.

Velhasıl asıl hikayem İnstagram’da başlamadı.. Önce imrence isminde bir site açıp, yemek tariflerimi paylaştım.. Bazen fırsat buldukça zevklerimi..

Yazmayı hep sevdim, eğitim hayatım boyunca sayısız şiirim olmuştur. ( Bir deli ergenlikte hepsini yırtıp atmasaydım olacaktı yani )

Fotoğraf çekmeyi de çok sevdim, çektirmeyi de.. Bu işin eğitimini de aldım. Boş zamanlarımda da bolca fotoğraf çekmeye çalışıyorum. benim için deşarj olmak gibi birşey çünkü.. Bu kimi zaman Mete olur, kimi zaman çiçek,böcek, kimi zaman da kahvem..

Dans ve müzik zaten hayatımda ekmekle su gibi.. Trakyalıyım ya kanım kaynar. Spor yapmak, kitap okumak, yemek yapmak da hobilerimdendir. Genel olarak tv izlemeyen, çok uyumayı vakit kaybı gibi gören, kendimi bırakabildiğimde eğlenceli ve deli, diğer zamanlarda biraz donuk bir insanımdır. Gereksiz insanlara değer verip, sonra başını duvarlara vurmak ise en önemli özelliklerimdendir. İnsanlara saygı duymak için sebepler aramam, isminden cisminden evvel insan olması yeter benim için. Zira insan olmak yeterince detay barındırır içinde.

Bana çokça ‘ İmren Hanım blog açsanız’ dediniz. Hep geri durdum.. Hali hazırda zaten 2 instagram, 1 Facebook (imrence için) hesabım, 1 sitem vardı. Birde gözümün içine bakıp duran bebem..

Başlarda yapamam dedim, olmaz.

Sonra bir gün, şu hayatta beni en çok mutlu eden, değişmeyecek tek şeyin annelik olduğunun bir kez daha farkına vardım. Bundan sonra düşünebileceğim tek meslekte bu olmalıydı.. Ben paylaşmazsam, sen paylaşmazsan, o paylaşmazsa bizler kimin deneyimlerinden faydalanacaktık?

Öyleyse daha çok anneye ulaşmalı, daha çok paylaşmalıydım. Kendime deneyimlerimi aktarabileceğim bir youtube kanalı açarak başladım buna. Şimdi de bir blog..

İnsan olmaktan,aile olmaktan, anne olmaktan sonra en önemli şeyi seçtim ben! Paylaşmayı..

Amacım daha çok öğrenmek, daha çok paylaşmak..

 

Hayatınıza bir noktadan girebilmiş ve bu yazıyı okuyan herkese ‘Selam olsun’..